Donna Gates, MA, LCPC, Sertifikalı Theraplay Terapisti ve Eğitmeni, Gurnee, Illinois

“Aile içi şiddete tanık olan çocuklar bu durumdan, fiziksel istismara uğrayan çocuklarla aynı derecede etkilenirler. Bu gibi çocuklar genellikle her iki ebeveynle de besleyici bağlar kuramazlar. İstatistiksel veriler her yıl 3 milyondan fazla çocuğun aile içi şiddete tanık olduğunu gösteriyor.” (ACADV: “Çocuklar ve Aile İçi Şiddetin Etkileri” http://www.acadv.org/children.html)*

Bu sayısal veriler çocukların ve ailelerin sağlığını arttırmak isteyen sosyal çalışanlar için pek de iç açıcı bir tablo sergilemiyor. Toplumdaki stres düzeyi arttıkça problemlerle zayıf/eksik veya tükenmiş yöntemlerle başa çıkma yollarının etkisi birçok çiftin ve ailenin şiddetin kısır döngüsüne girmesine yol açıyor. Problemlerden ve tutumlardan kaynaklanan gerilim iki ebeveynin birbiriyle sözlü veya fiziksel tartışmaya girmesine, zamanla bu tartışmaların daha da negatif ve yıkıcı bir hal almasına neden olabiliyor ve çocuğun ağlaması ve korkması veya kızgın bir hakem haline gelmesi, birinin yaralanması veya polisin müdahale etmesi aşamasına kadar devam etmesine sebebiyet veriyor. Bu noktada ebeveynlerden biri veya her ikisi kendini kötü hissediyor, çocuğundan/eşinden/her ikisinden tekrar tekrar özür diliyor, karşı taraf hakkında veya karşılıklı suçlamalar yapılıyor ve ileride yaşanması muhtemel tartışmaları, özellikle de çocukların gözü önünde gerçekleşenleri, engellemek için sözler veriliyor. Fakat bu kısır döngü sürekli tekrarlanıyor çünkü çoğunlukla aslında hiçbir şey gerçekten değişmiyor yani problemler çözülmüyor, gerekli beceriler geliştirilmiyor.

Bu kısır döngü aile içinde sözel psikolojik ve fiziksel olmak üzere çeşitli saldırgan davranışlar ile birlikte birçok farklı senaryo halinde görülebiliyor. Fiziksel şiddet aralarında fark edilmesi en kolay olandır çünkü insanlar, hayvanlar veya eşyalar zarar görür. “Şiddet” olarak adlandırdığımız şey genelde fiziksel şiddettir; fakat asıl anlamı İngilizcede “ihlal etmek” kelimesinden gelir. Bu yüzden bir kimsenin kendisini, isteklerini veya insan haklarını ihlal eden her şey şiddet olarak düşünülebilir ve bu şiddet ne kadar gizli kapalı olursa gizlice zarar verme ihtimali de o kadar artar.

Sözel istismar bağırmak, açıkça tehdit etmek, aşağılamak, küfür etmek kadar bariz olabileceği gibi ders vermek, karşı gelmek veya kinayeli konuşmak gibi üstü kapalı da olabilir. Kavga sözel olduğunda ve özellikle düzensiz aralıklarla devam ettiğinde, bu döngü uzunca bir süre “şiddet” olarak adlandırılmadan devam edebilir. Fakat bu süreçte çocuklara sorunlarla ve stresle baş etmek için kötü bir model oluşturulur ve çocukların genel stres seviyeleri kavganın tekrar ne zaman olacağını bilemekleri için hep yüksektir.

Psikolojik istismar aralarındaki en karmaşığı olabilir: korkutma, test etme, üstünlük taslama, muhakeme ve ikna etme, beklentileri yeniden oluşturma (böylece hiçbir şey yeteri kadar iyi değilidir), üstü kapalı bir şekilde kuralları değiştirme, karmaşık mesajlar verme (doğrudan bir kişiye veya başka biri hakkında), kişiyi dışlamak (genellikle sevgi bahanesini kullanarak). Bu tür bir istismarı fark etmesi çok güç olduğu ve bu yüzden de korunması ve başkalarından yardım alması zor olduğu için stres seviyesini ve travmayı arttırır. Etkileri yavaşça etki eden bir zehir gibi tespit edilmekten kaçınırken çok ağır hasarlara sebep olur ve pek çok belirti gösterir.

İstismar, ebeveynlerin öğrenilmiş tepkisel davranışlarından , kendilerini regüle edememelerinden, öz denetim becerilerinin eksik olmasından ya da yorucu ve uzun süreli stres sonucu ortaya çıkan sorunlarla başa çıkma becerilerinin tükenmesinden kaynaklanabilir. İstismar ayrıca ebeveynlerden birinin güç kontrolcüsü olması, her bir durumu kazanma-kaybetme olayı haline getirmesi ve yenilgiyi hazmedemeyişinden de kaynaklanabilir. Bu kafa yapısındaki bir ebeveynle tipik bir terapi düzeninde çalışmak imkânsız olmasa da çok zordur ve bu kafa yapısı, uzun süreli aile içi şiddet tedavisi sürecinde değişmediği müddetçe bu ebeveyn çift ya da aile terapisine dahil edilmemelidir.

Tüm bu döngüsel senaryolarda çocuklar ne yazık ki  karşılıklı istismar ya da istismarcı-mağdur ilişkisini içeren ilişkisel bir etkileşim modeline tekrar tekrar maruz kalırlar.  Bu rolleri evde, okulda ve arkadaş ortamlarında canlandırabilirler ve bu davranışların sonuçları terapiye gelme sebepleri olabilir. Ya da çocuklar duygusal ya da fiziksel belirtilerle (kaygı, duygu durum bozuklukları, kabuslar, fiziksel sebebi olmayan baş ve karın ağrısı gibi stres belirtileri) terapiye getirilmiş olabilir çünkü istismarın kısır döngüsüne kapılmış ebeveynler çoğunlukla ne olup bittiğini anlamaz ve kendi duygu ve düşüncelerine takılmış olurlar. Bu durumda olan ebeveynler çocuklarının yaşadıkları duygusal çalkantının etkilerini iyileştirmeye yardımcı olamazlar. Ebeveynler kendi sorunlarıyla mücadele ettikleri veya kendi duygu ve düşünceleri arasında kayboldukları zaman, çocuklar genellikle ebeveynlerine istikrarlı bir yapı, besleme, bağlılık ya da başka beklentiler anlamında güvenemezler ve normal aile yaşantısı içinde kendilerine destek bulamazlar. Her ne kadar bu model ara sıra ortaya çıkıyor olsa da ve gözlemciler/ebeveynler evi güvenli ve öngörülebilir bir yer olarak görse de, ev çocuğa belirsiz, ön görülemez hissettirir  ve  bu yüzden çocuklar “güven duygusu” deneyimini yaşayamazlar.

Biliyoruz ki çocuklar yapı ve organizasyon sunabilecek, kaygıları ve acıları besleyebilecek, yeni şeyler denemeye cesaretlendirecek, mutlu eden, merak eden ve günlük zorluklarla başa çıkabilecek ebeveynlere ihtiyaç duyarlar. Fakat istismarın yaşandığı ailelerde ebeveynler kendilerini korkmuş, terk edilmiş, yorgun, kırgın ve kızgın hissederler; bu yüzden de aile yaşamı belirsiz ve bazı zamanlarda da kaotik bir hale dönüşebilir. Sonuç olarak böyle bir durumda her iki ebeveyn de kendi deneyimleriyle uğraşmaktan çocukların problemlerine yardımcı olamayacak durumda olurlar. Bu yüzden de boğulmamak için çocuklarının durumunu makul kılıp önemsizmiş gibi davranırlar.

Tüm bunların üzerine Theraplay ufuğa doğru umut ışığı yayar. Her ne kadar istismar döngüsünün içindeki ebeveynler çocuklarının güvende hissedip bağlanmalarını sağlayabilmek için gereken istikrarı ve beslemeyi sağlayamayacak olsalar da biz onlara karşılıklı etkileşim içeren, duyusal-motor uyarımı olan ve stres düzeyini düşürüp vücudu ve beyni evde yaşanan gerilimden uzaklaştıran oyunlar sunmaya çalışıyoruz. Yani, boşanma süreçleri devam ederken aynı evde yaşayan ve bu durumun çocukları üzerinde kötü etkiler yaratacağından endişe duyan ebeveynlerle ayrı ayrı öfke kontrolü üzerine çalıştığım sırada, ara sıra her bir ebeveyn ve çocukla aile seansları yapmaya karar verdim. Yalnızca duyusal-motor uyarımı içeren karşılıklı oyunlar (hareketlerimi taklit et, büyükanne Sally, mısır patlatma, balon voleybolu, komik şekillerde balon geçirme [bazı zamanlarda balonu yakaladığımızda sevdiğimiz/kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayan bazı şeylerin adını söyleyerek], pudra izleri, fış fış kayıkçı, kayıyorum, vs.) oynarız. Birkaç dakikalığına da olsa ebeveyn ve çocuk birlikte eğlenir, güler/kahkaha atar ki bu aile böyle bir durumu yaklaşık bir seneden uzun bir süredir deneyimlememişti. Her ne kadar düzelmek için önlerinde uzun bir yol olsa da, sıradan ilişkilerinden bir nebze olsun farklı bir şey hissetmeleri onlar için umut ışığı oldu. Bu noktada, tedavi planı çoğunlukla ebeveynlerin kendilerini kontrol edebilme ve problem çözme yeteneklerini geliştirme odaklıydı. Ama kısa süreliğine de olsa yapı, besleme ve bağlılık boyutlarını deneyimlemeleri, ebeveynlere de çocuğa da alternatif bir model oluşturdu.

Ayrıca, aile içi şiddetin daha karışık bir örneği olarak; eşinde güç ve kontrol problemleri ile psikolojik istismar örüntüleri olduğunu tespit eden bir terapist ile evlilik terapisi denedikten sonra gelen bir anne vardı. Eşi, erkeklerden oluşan tedavi grubuna katılmak istemiyor ve bu yüzden o da ne yapacağını bilemiyordu. Beş yaşındaki kızında ise kaygı ve stres bozukluğu belirtileri olduğundan şüpheleniyordu.

Aile içi şiddet döngüsünü, beş senedir evde olan istismarı ve bu durumun annede ve çocukta oluşturduğu etkileri hakkında konuştuk. Bu durum onun için çok yeniydi çünkü utandığından ve sakin kalırsa her şeyin düzeleceğine dair umudundan dolayı daha önce şiddet hakkında hiç konuşmamıştı. Bir sonraki seanstan önce, evde yaşanan tartışmaya polis müdahale ettiği ve  anne iki terapistin de söylediklerinden sonra bu durumdan kurtulmazsa kızına yardımcı olamayacağına karar verdiği için çocuk ile birlikte ofisime geldi. Anne ve çocuk akrabalarına kalmaya giderken stres, korku içerisinde oldukları için anne onların sakinleşebilmelerine yardım edip edemeyeceğimi sordu. Böylece oyun odasına geçtik ve küçük çemberimizde önce balon sonra pamuk topu üfledik; kıtır kıtır bir şeyler yedik, meyve suyu içtik ve şarkı söyledik. Sonra çocuk “Bu çok eğlenceli, sen çok iyisin!” dedi ve o gün daha önce yaşadığı şeyleri anlatmaya başladı. Annenin kendi problemlerini çözüp sakin bir konuma gelip, çocuğun güvenliği, uyumu için çalışabilmesi için daha çok yolumuz vardı ama stres azaltıcı karşılıklı oyunlar oynadığımız, şarkı söylediğimiz, sayı saydığımız seanslar yaptık ve seansların aralarında evde de bu oyunları tekrar ediyorlardı. Anne git gide daha sakin olmaya ve kendi seanslarında hafızası daha güçlü hale gelmeye başladı. Neyse ki bu anne kendi bireysel seanslarında hızlıca ilerlemesine yardımcı olacak yeterince iyi bir ebeveynliğe sahipti ve böylece çocukla klasik Theraplay tedavisi uygulama sürecimizi başladık.

Oldukça farklı bir tedavi senaryosunda ise, anne ebeveynler arasındaki çatışmaları inkar ediyor ama kendisinin, birbirlerine  ve annelerine karşı saldırgan olan iki evlatlık oğulları hakkında söylediklerini eşinin onaylayıp onaylamadığını sürekli olarak kontrol etmeye çalışıyordu. Babanın sağlık sorunları vardı ve fiziksel hareketleri kısıtlıydı ama o, çocukların ona karşı çok istekli olduğunu ve annenin onlara karşı gereğinden fazla yumuşak olduğunu iddia ediyordu. Tüm bunlar, istismarın kesin belirtileriydi ama sır tutuculuk çok güçlüydü.  Çocuklarla tanıştığım seansta, bir çocuk oyunu reddederken diğer çocuk oyunu başlatan oldu. Anne daha sonra, o seansta çocuklarla ilk kez oyun oynadığını söylemek için aradı ve ilk kez eşinden sözlü taciz gördüğünü kabul etti. Anne, çocukların babanın sözlü tacizlerini taklit ettiklerini fark ettiğini ve oyun oynarken tüm bunların aslında ne kadar farklı olabileceğini bir anlığına gördüğünü belirtti. Daha sonra, baba terapiye para ödemeyi reddedince taciz gören kadınların destek grubuna katıldı.

İstismar etkilerini içeren her vakada tedavi başarılı olmadı-danışanların birçoğu bağlanma çalışmasına hazır değildi. Ancak karşılıklı, duyusal-motor oyunları oynadığımızda çoğunlukla iyileşme olduğunu gözlemledim. Bu tarz oyunlar, katılımcılardaki gerginliğin azalmasına yardımcı oluyor ve hem her iki ebeveyn hem de çocuk için kısa ama her zamankinden oldukça farklı bir deneyim yaratıyor. Bu terapi odasında güven duygusu yarattığı için ayrıca paylaşılması zor olan deneyimlerin konuşulmasına da yardımcı oluyor. Bu durumu istismarcı erkek gruplarımızdaki erkekler arasında bile gözlemledim. Bu tarz oyunlar, içimizdeki barış ve paylaşma duygusunun artmasına ve insanlarla bağlanmamıza yardımcı oluyor.

Korku kişinin beklenmedik bir durumla karşılaştığında, çok gürültülü sesler olduğunda, karışık ve sinirli yüzler belirdiğinde hissettiği duygudur. Barış ise insanların ritmik bir şekilde beraberce hareket ettiği, rahatlamış ve mutlu yüzlerin ve gülme seslerinin olduğu yerde hissedilir. Barış anında hayatın çok daha farklı olabileceğine dair bir umut vardır. Umudun içinde ise yeşermeyi bekleyen bir tohum vardır.

*American Psychological Association, Violence and the Family: Report of the APA Presidential Task Force on Violence and the Family, 1996.

Makalenin orjinali 2013 kış dönemi Theraplay Enstitüsü bülteninde yayınlanmıştır.

Prematüre Doğmuş, Hassas Bir Çocuk ile Theraplay 

Hanna Lampi, Ergoterapist, Sertifikalı Theraplay Terapisti/Süpervizörü, Finlandiya

               Aaron, gebeliğin 29. haftasında erken doğumla dünyaya geldi, boyu 35.5 cm ve kilosu 1060 gramdı. Annesi için hamilelik en başından beri zordu ve doğumdan haftalar önce hastaneye yatırıldı. Aaron ilk 9 gününü bir solunum cihazıyla geçirdi ve 2 hafta ile 4 haftalık iken yeniden entübe edildi. 4 haftalıktan itibaren çeşitli ameliyat ve operasyonlar geçirdi. Tüm bunlar hem kendisi hem de ailesi için oldukça travmatikti.

Aaron, başından beri seslere karşı çok hassastı ve bu durum günlük hayatını zorlaştırıyordu. Örneğin, süpürge, ütü gibi araçların veya diğer bebeklerin seslerine dayanamazdı. Büyüdükçe alışveriş merkezlerine gitmek imkansızlaştı çünkü Aaron ebeveynlerine yapışıyor; ağlıyor ya da tamamen donakalıyordu. Aron diğer çocuklarla birlikte olmaktan hoşlanmazdı ve park gibi dışarıda olduğu zamanlarda anne babasının yanından asla uzaklaşmazdı. Ailesi diğer aileleri nadiren ziyaret edebilir ya da eve kimseyi çağıramazlardı çünkü bu gibi durumlar Aaron için çok stresli olurdu. En kötü haliyle onu kaygılandıran bir durum olduğunda Aaron uyuyakalıyordu. Ayrıca Aaron acıya uygun tepki vermediği için de ebeveynleri endişeleniyordu. Canını acıttığında ağlamazdı fakat diğer yandan biri eline dokunduğunda çok hassaslaşır hatta bundan hiç hoşlanmazdı. Aaron normal grip bir hastalığından kaynaklı solunum problemlerinde sıklıkla hastaneye yatırılırdı. Sık sık kontrolleri olurdu ve bazen bu kontroller sırasında nefes alması dururdu. Reflü ve astım tanısı almıştı. 

Aaron’ı Theraplay’e başlatma kararı verildiğinde 18 aylıktı. Aaron ve ailesi ile 3 aylıktan beri iletişimde olan bir sosyal hizmet uzmanı olan Inger ile birlikte çalışmam istendi.

         MEM’lerde her iki ebeveyn de Aaron’a karşı çok hassas ve ilgiliydi. Onu yönlendirmekte ya da istemediği bir şeyi yapmasını istemekte zorlanıyorlardı. Her iki ebeveyn de bunun farkındaydı ve Aaron’ı rahatsız etmekten ve ondan bir şey talep etmekten korktuklarını ifade ediyorlardı; Aaron’un hayatı en başından itibaren çok kırılgan olmuştu.

            Theraplay seanslarına ailenin evinde başlandı, ancak nihai amaçlardan biri oturumların klinik ofis ortamında gerçekleştirilebilmesiydi. Babası tüm seanslara katılamayacaktı fakat katılabileceği kadarında orada olmayı kabul etti. Inger ebeveynlerin terapisti, ben de Aaron’ın terapistiydim. Tedavi hedefleri ise;

  • Aaron’ın ebeveynleri dışındaki insanlarla iletişim kurmasına yardımcı olmak,
  • ebeveynlerin Aaron’ı mücadeleye sokmalarına yardımcı olmak,
  • Aaron’un dokunma ve seslere karşı hassasiyetini kolaylaştırmaktı.

İlkbahar döneminde 15, sonraki sonbahar döneminde ise 4 Theraplay seansı yaptık.

İlk seans: Annesi Inger ile bir kanepede otururken Aaron benimle annesinin kollarına uçuyor. Hafif dokunuşlara karşı aşırı hassas olduğu için ellerine kremi baskıyla sürüyorum. Kaygan eller oyununu oynuyoruz ve Aaron bundan hoşlanıyor; ilk denemede ufacık gülümserken biraz daha oynadıktan sonra rahatlayıp daha fazla gülümsüyor. Bir parmak sayma şarkısı söylerken Aaron aniden elini çekiyor ve “Ayy, kaygan” diyorum ve Aaron gülüyor. Sonra ellerini benim ellerimin arasına sokup ardından geri çekmesini istiyorum. Inger da annenin ellerine krem sürüyor ve Aaron Inger’ın ellerini çekiyor “Ayy, annenin elleri de kaygan!” diyoruz. Ardından Inger annenin ellerini kendi ellerinin arasına alıyor ve Aaron annesine ellerini Inger ellerinden çekmesi için yardım ediyor. 

Aaron biraz huzursuzlaşıp annesinin kucağından uzaklaşmaya çalışıyor. Onu kavrayıp “rahatsızsın, seni daha iyi bir şekilde oturtalım” diyorum ve Aaron rahatlıyor. Ayak parmaklarını sayıp ayak parmaklarının arkasından ce-e oynuyorum. Aaron bundan hoşlanıyor ve ellerime dokunuyor. Önce ikimizin ellerini karşılaştırıp sonra Aaron ile annesinin ellerini karşılaştırıyoruz; “Aaron’un yumruğu annesininkine tam uydu!”

Baloncuklar üfleyip birini çubuğun üzerinde yakalıyorum. Aaron’un elini tutup üçe kadar sayınca baloncuğu patlatıyoruz. Aaron elindeki ıslaklıktan hoşlanmıyor; bunun hakkında yorum yapıp oynamaya devam ediyorum. Aaron’u kucağıma alıp annesine gözlerini kapatmasını söylüyorum. Aaron’ın üzerine bir pamuk topu saklayıp annesinden de bulmasını istiyorum. Annesi topu bulduğunda, Aaron topu alıp fırlatıyor. Aaron’ı annesinin kucağına geri oturtup pamuk topunu ellerime fırlatmalarını istiyorum. Tüm bu süreçte Inger anneyi överek, takdir ederek, birlikte gülerek destekliyor. Seansı Aaron’ı battaniyede sallarken şarkı söyleyerek bitiriyoruz.                 

Theraplay’de Aaron’un duyusal zorlukları başlangıçtan itibaren belirgindi. Aaron özellikle seslere karşı hassastı; bir uçak veya bir motosiklet sesini her zaman başkalarından önce fark ederdi. Theraplay süreci ilerledikçe bunları daha az fark etmeye başladı ve tedavinin sonunda etkileşimlerimize ve aktivitelerimize odaklanarak diğer sesleri göz ardı etti. Aaron’un dokunmaya karşı toleransı da tüm dokunuşların rahatsız edici olmadığını öğrenmeye başlamasıyla hızla gelişti. Dokunulmaya karşı negatif tepkilerinin farkına varılması önemliydi fakat dokunmaktan vazgeçmek yerine tolere edebileceği farklı bir dokunma yolu bulmak için çaba sarf edildi. 

Terapi sırasında, güçlü duyusal tepkileriyle çalıştık. Örneğin bir keresinde büyük bir balon şişirip havaya bıraktım. İlk başta Aaron kendini sıkıca annesinin kucağına bastırdı, ellerini kaldırdı ve dondu. Balona dokunmak istemedi ama biraz yardım ile onu tekmeledi. Balonun uzaklaşmasına izin verdim ve odanın içine tıslayarak uçtu. Balonu yeniden şişirirken Aaron’un hoşnutsuzluğu azalmıştı ve oyuna devam ettikçe balona kendi başına dokunabilir hale geldi. Aaron’la bu kadar aktif, destekleyici ve ona uygun mücadele seviyesinde çalışmak, başlangıçtaki olumsuz tepkileri üzerine çalışmasını ve başarıyı deneyimlemesini sağladı. Ebeveynleri onun çabasını destekleyebiliyor ve onunla başarılı etkileşimler kurabiliyorlardı.

İlkbahar döneminde Aaron’un babası Theraplay seanslarının çoğuna katılabildi. Bu, tüm aile için çok önemliydi ve Aaron aynı annesi gibi babası tarafından da rahatlatılmayı ve desteklenmeyi istemeye başladı. İlk kez babasından ayrılma kaygısı sergiledi; annesi ile parka gittiği sırada babası işe giderken, babasına sarıldı ve onunla arabaya binerek işe gitmek istedi. Aaron’un annesi bunun terapinin önemli bir sonucu olduğunu düşünüyordu. Aaron ve babasının birbirlerine yakınlaşmasını çok uzun zamandır istiyordu. 

Theraplay tedavisinin sonlarına doğru Jorvi Hastanesi’nin Theraplay odasında da birkaç seans yaptık. Orada, bir ev ortamında yapmaya uygun olmayan bazı aktiviteleri de yapabildik. Fakat daha da önemlisi Aaron’ın, Theraplay seanslarını evinin dışında da tolere edebilecek seviyeye gelmiş olmasıydı. Temel hedeflerimizden birini gerçekleştirmiştik ve aileyi her biri için çok olumsuz ve nahoş olan hastane ortamını pozitif bir deneyim ile bıraktık.

Theraplay başladıktan 9 ay sonra Jorvi hastanesinde son seans: Aaron her iki ebeveyni ile birlikte geldi. Annesinin kucağında otururken babası ellerine krem sürüyor ve sonra annesi saçlarını tarıyor. Annesinin parmağındaki kesiğe Inger bir bant yapıştırıyor. Aaron ise dikkatli ve endişeli bir şekilde onları izliyor. Annesi onu iyi olduğuna ikna edince Aaron rahatlıyor. Sonra sepeti gösterip “sepetteki şekerlemeler” deyince hepimiz onun hafızasına ve kelimeleri kullanımına hayran kalıyoruz.

Ben balon şişirirken Aaron beni babasının kucağından izliyor ve 3’e kadar saydığımda balona vuruyor. Balon uçuyor hepimiz gülüyoruz ve Aaron “Ayy Balon” diyor. Ardından balonu tekrar havaya atıyorum ve bu sefer Aaron’ın üçe kadar sayıp balonu tekmelemesini istiyorum. Oyunu seviyor ve herhangi bir endişe ya da korku belirtisi göstermiyor. Şimdi Aaron tüm yetişkinlerin oluşturduğu çemberin ortasında olacak şekilde hep birlikte balon oynamaya devam ediyoruz. Biz ona, o bize balonu atıyoruz. Aaron, balonu herkese tek tek attığından emin oluyor. Rahat ve neşeli bir atmosfer hissediliyor. Balonun ardından aileye karşı terapistler olarak bir pamuk topu savaşı başlıyor. Aaron da katılıyor ve yüksek sesle tezahürat yapıp gülüyor.  Sonra şarkı söylerken Aaron’ı battaniyenin içinde sallıyoruz. Son olarak Aaron annesinin kucağında oturuyor ve babası onu cips ile besliyor.

Aaron ve ailesi ile Theraplay çok başarılıydı. Theraplay, Aaron’un güvenli bir ortamda ailesiyle birlikte yeni şeyler deneyimleyebilmesi için bir şanstı. Ebeveynlerin biz terapistlere güveni dokunma, ses ve ani değişiklikler gibi Aaron’ı zorlayan alanlarda onu mücadeleye sokmamıza olanak sağladı. Ayrıca ebeveynlere de endişe ve kaygı hissetmeden bir an bile olsa Aaron’la birlikte keyif alma şansı verdi. Ayrıca, en önemli katkının yoğun bakım ünitesinin bıraktığı görünen ve görünmeyen izlerin psikolojik olarak beslenmesi olduğunu düşünüyorum. 

Aaron’un gelişiminde büyük bir gelişme oldu ve şimdi kreşe başladı ve artık gün boyunca ebeveynlerinden ayrılabiliyor. Seslere karşı hala hassas olsa da bu hassasiyeti ile daha iyi başa çıkabiliyor. Kış döneminde ergoterapi gördü ve şu an üç yıl on aylık olan Aaron çok iyi konuşuyor ve kendi yaşında arkadaşları var.

Aaron’ın annesinin Theraplay hakkındaki görüşleri:

Aaron, aileye katılımı çok istenen ve beklenen bir bebekti. O bizim ilk çocuğumuz ve tek çocuğumuz olarak kalacak. Tüm hamilelik zordu; ilk üç aydaki sabah bulantılarının ardından diğer gebelik zorlukları başladı. Doğumdan önce 4 hafta hastanede yatmak zorunda kaldım ve Aaron gebeliğin 29. haftasında dünyaya geldi. Göbek bağında vasküler kasılma bozukluğu yaşadığından olması gerekenden daha düşük kilolu olarak dünyaya geldi. İlk 8 haftasını yoğun bakım ünitesinde ve sonraki 4 haftasını hastanenin çocuk bölümünde geçirdi. Normalde doğması gereken doğum tarihinde hastaneden taburcu edildi. 

Aaron eve geldiğinde, günlük olarak verilecek çok sayıda özel ilaç ve talimatlar vardı. İlk başta haftalık kontrollerimiz vardı. Enfeksiyona yatkınlığı sebebiyle onu çok fazla dışarı çıkarmamıza izin verilmedi. 

Çok geçmeden yorgunluğumun ve Aaron’un iyiliği için ne kadar çok endişelendiğimin farkına vardım. Kolayca ağlıyordum. Aaron ile hastanede ilgilenen hemşire, bir sosyal hizmet görevlisi ile görüşmemizi önerdi. Inger’le ilk önce hastanede tanıştık ve daha sonra evimizde yapacağımız buluşmayı ayarladık. İlk yıl haftalık olarak bir araya geldik. Aaron’un gelişimi hakkındaki endişelerimi onunla paylaştım. Aaron büyüyüp bir yaşına yaklaştığında, gelişimiyle ilgili endişe uyandıran daha çok durum fark etmeye başladım. Aaron diğer çocuklardan, özellikle onların seslerinden korkuyordu. Ayrıca, evdeki çeşitli başka seslerden de korkuyor ve etrafındaki seslere özel bir dikkat gösteriyordu. Düştüğü ve kendine zarar verdiği anlarda ağlamaz, ellerine dokunulmasını istemezdi. Bütün bunları Inger’le paylaşınca bize Theraplay’i tavsiye etti.

Theraplay’e Aaron 18 aylıkken başladık. Theraplay’i önceden bilmiyor olsam da süreç hakkında açık fikirliydim. Hanna Theraplay için evimize geldiğinde, Aaron başlangıçtan itibaren ona güvendi. Aaron, onun için zorlayıcı olsa da ve bazen bazı aktiviteleri sevmese de Theraplay’den zevk alıyor gibiydi. Birlikte birçok aktivite yaptık. Ebeveynler olarak, Aaron hepsinden zevk almasa bile onunla bir şeyler yapabileceğimizi fark ettik. Birçok aktivite günlük yaşamımıza çok faydalı oldu. Çok kısa zamanda, Aaron daha fazla uyaranı tolere edebilmeye başladı ve onun ilerlediğini görebilmek bizim için çok keyifliydi. Aaron’un hala duyusal entegrasyon sorunları olsa da büyük bir ilerleme kaydetti. Çevresindeki gürültüyü daha iyi tolere edebilir ve diğer çocuklarla etkileşime geçebilir hale geldi. Aaron bu sonbaharda özel bir grupla kreşe başladı ve orada arkadaşlar edindi. Hala kendinden küçük çocuklardan ve beklenmedik seslerden korkuyor. Eğer bu kadar erken bir yaşta Theraplay’e başlamasaydık hayatımız çok daha zor olurdu. Theraplay’de öğrendiğimiz şarkıları hala söylüyor, oyunların bazılarını oynuyoruz ve Aaron da bizimle birlikte bunlardan keyif alıyor.

Prematüre Doğmuş, Hassas Bir Çocuk ile Theraplay 

Hanna Lampi, Ergoterapist, Sertifikalı Theraplay Terapisti/Süpervizörü, Finlandiya

               Aaron, gebeliğin 29. haftasında erken doğumla dünyaya geldi, boyu 35.5 cm ve kilosu 1060 gramdı. Annesi için hamilelik en başından beri zordu ve doğumdan haftalar önce hastaneye yatırıldı. Aaron ilk 9 gününü bir solunum cihazıyla geçirdi ve 2 hafta ile 4 haftalık iken yeniden entübe edildi. 4 haftalıktan itibaren çeşitli ameliyat ve operasyonlar geçirdi. Tüm bunlar hem kendisi hem de ailesi için oldukça travmatikti.

Aaron, başından beri seslere karşı çok hassastı ve bu durum günlük hayatını zorlaştırıyordu. Örneğin, süpürge, ütü gibi araçların veya diğer bebeklerin seslerine dayanamazdı. Büyüdükçe alışveriş merkezlerine gitmek imkansızlaştı çünkü Aaron ebeveynlerine yapışıyor; ağlıyor ya da tamamen donakalıyordu. Aron diğer çocuklarla birlikte olmaktan hoşlanmazdı ve park gibi dışarıda olduğu zamanlarda anne babasının yanından asla uzaklaşmazdı. Ailesi diğer aileleri nadiren ziyaret edebilir ya da eve kimseyi çağıramazlardı çünkü bu gibi durumlar Aaron için çok stresli olurdu. En kötü haliyle onu kaygılandıran bir durum olduğunda Aaron uyuyakalıyordu. Ayrıca Aaron acıya uygun tepki vermediği için de ebeveynleri endişeleniyordu. Canını acıttığında ağlamazdı fakat diğer yandan biri eline dokunduğunda çok hassaslaşır hatta bundan hiç hoşlanmazdı. Aaron normal grip bir hastalığından kaynaklı solunum problemlerinde sıklıkla hastaneye yatırılırdı. Sık sık kontrolleri olurdu ve bazen bu kontroller sırasında nefes alması dururdu. Reflü ve astım tanısı almıştı. 

Aaron’ı Theraplay’e başlatma kararı verildiğinde 18 aylıktı. Aaron ve ailesi ile 3 aylıktan beri iletişimde olan bir sosyal hizmet uzmanı olan Inger ile birlikte çalışmam istendi.

         MEM’lerde her iki ebeveyn de Aaron’a karşı çok hassas ve ilgiliydi. Onu yönlendirmekte ya da istemediği bir şeyi yapmasını istemekte zorlanıyorlardı. Her iki ebeveyn de bunun farkındaydı ve Aaron’ı rahatsız etmekten ve ondan bir şey talep etmekten korktuklarını ifade ediyorlardı; Aaron’un hayatı en başından itibaren çok kırılgan olmuştu.

            Theraplay seanslarına ailenin evinde başlandı, ancak nihai amaçlardan biri oturumların klinik ofis ortamında gerçekleştirilebilmesiydi. Babası tüm seanslara katılamayacaktı fakat katılabileceği kadarında orada olmayı kabul etti. Inger ebeveynlerin terapisti, ben de Aaron’ın terapistiydim. Tedavi hedefleri ise;

  • Aaron’ın ebeveynleri dışındaki insanlarla iletişim kurmasına yardımcı olmak,
  • ebeveynlerin Aaron’ı mücadeleye sokmalarına yardımcı olmak,
  • Aaron’un dokunma ve seslere karşı hassasiyetini kolaylaştırmaktı.

İlkbahar döneminde 15, sonraki sonbahar döneminde ise 4 Theraplay seansı yaptık.

İlk seans: Annesi Inger ile bir kanepede otururken Aaron benimle annesinin kollarına uçuyor. Hafif dokunuşlara karşı aşırı hassas olduğu için ellerine kremi baskıyla sürüyorum. Kaygan eller oyununu oynuyoruz ve Aaron bundan hoşlanıyor; ilk denemede ufacık gülümserken biraz daha oynadıktan sonra rahatlayıp daha fazla gülümsüyor. Bir parmak sayma şarkısı söylerken Aaron aniden elini çekiyor ve “Ayy, kaygan” diyorum ve Aaron gülüyor. Sonra ellerini benim ellerimin arasına sokup ardından geri çekmesini istiyorum. Inger da annenin ellerine krem sürüyor ve Aaron Inger’ın ellerini çekiyor “Ayy, annenin elleri de kaygan!” diyoruz. Ardından Inger annenin ellerini kendi ellerinin arasına alıyor ve Aaron annesine ellerini Inger ellerinden çekmesi için yardım ediyor. 

Aaron biraz huzursuzlaşıp annesinin kucağından uzaklaşmaya çalışıyor. Onu kavrayıp “rahatsızsın, seni daha iyi bir şekilde oturtalım” diyorum ve Aaron rahatlıyor. Ayak parmaklarını sayıp ayak parmaklarının arkasından ce-e oynuyorum. Aaron bundan hoşlanıyor ve ellerime dokunuyor. Önce ikimizin ellerini karşılaştırıp sonra Aaron ile annesinin ellerini karşılaştırıyoruz; “Aaron’un yumruğu annesininkine tam uydu!”

Baloncuklar üfleyip birini çubuğun üzerinde yakalıyorum. Aaron’un elini tutup üçe kadar sayınca baloncuğu patlatıyoruz. Aaron elindeki ıslaklıktan hoşlanmıyor; bunun hakkında yorum yapıp oynamaya devam ediyorum. Aaron’u kucağıma alıp annesine gözlerini kapatmasını söylüyorum. Aaron’ın üzerine bir pamuk topu saklayıp annesinden de bulmasını istiyorum. Annesi topu bulduğunda, Aaron topu alıp fırlatıyor. Aaron’ı annesinin kucağına geri oturtup pamuk topunu ellerime fırlatmalarını istiyorum. Tüm bu süreçte Inger anneyi överek, takdir ederek, birlikte gülerek destekliyor. Seansı Aaron’ı battaniyede sallarken şarkı söyleyerek bitiriyoruz.                 

Theraplay’de Aaron’un duyusal zorlukları başlangıçtan itibaren belirgindi. Aaron özellikle seslere karşı hassastı; bir uçak veya bir motosiklet sesini her zaman başkalarından önce fark ederdi. Theraplay süreci ilerledikçe bunları daha az fark etmeye başladı ve tedavinin sonunda etkileşimlerimize ve aktivitelerimize odaklanarak diğer sesleri göz ardı etti. Aaron’un dokunmaya karşı toleransı da tüm dokunuşların rahatsız edici olmadığını öğrenmeye başlamasıyla hızla gelişti. Dokunulmaya karşı negatif tepkilerinin farkına varılması önemliydi fakat dokunmaktan vazgeçmek yerine tolere edebileceği farklı bir dokunma yolu bulmak için çaba sarf edildi. 

Terapi sırasında, güçlü duyusal tepkileriyle çalıştık. Örneğin bir keresinde büyük bir balon şişirip havaya bıraktım. İlk başta Aaron kendini sıkıca annesinin kucağına bastırdı, ellerini kaldırdı ve dondu. Balona dokunmak istemedi ama biraz yardım ile onu tekmeledi. Balonun uzaklaşmasına izin verdim ve odanın içine tıslayarak uçtu. Balonu yeniden şişirirken Aaron’un hoşnutsuzluğu azalmıştı ve oyuna devam ettikçe balona kendi başına dokunabilir hale geldi. Aaron’la bu kadar aktif, destekleyici ve ona uygun mücadele seviyesinde çalışmak, başlangıçtaki olumsuz tepkileri üzerine çalışmasını ve başarıyı deneyimlemesini sağladı. Ebeveynleri onun çabasını destekleyebiliyor ve onunla başarılı etkileşimler kurabiliyorlardı.

İlkbahar döneminde Aaron’un babası Theraplay seanslarının çoğuna katılabildi. Bu, tüm aile için çok önemliydi ve Aaron aynı annesi gibi babası tarafından da rahatlatılmayı ve desteklenmeyi istemeye başladı. İlk kez babasından ayrılma kaygısı sergiledi; annesi ile parka gittiği sırada babası işe giderken, babasına sarıldı ve onunla arabaya binerek işe gitmek istedi. Aaron’un annesi bunun terapinin önemli bir sonucu olduğunu düşünüyordu. Aaron ve babasının birbirlerine yakınlaşmasını çok uzun zamandır istiyordu. 

Theraplay tedavisinin sonlarına doğru Jorvi Hastanesi’nin Theraplay odasında da birkaç seans yaptık. Orada, bir ev ortamında yapmaya uygun olmayan bazı aktiviteleri de yapabildik. Fakat daha da önemlisi Aaron’ın, Theraplay seanslarını evinin dışında da tolere edebilecek seviyeye gelmiş olmasıydı. Temel hedeflerimizden birini gerçekleştirmiştik ve aileyi her biri için çok olumsuz ve nahoş olan hastane ortamını pozitif bir deneyim ile bıraktık.

Theraplay başladıktan 9 ay sonra Jorvi hastanesinde son seans: Aaron her iki ebeveyni ile birlikte geldi. Annesinin kucağında otururken babası ellerine krem sürüyor ve sonra annesi saçlarını tarıyor. Annesinin parmağındaki kesiğe Inger bir bant yapıştırıyor. Aaron ise dikkatli ve endişeli bir şekilde onları izliyor. Annesi onu iyi olduğuna ikna edince Aaron rahatlıyor. Sonra sepeti gösterip “sepetteki şekerlemeler” deyince hepimiz onun hafızasına ve kelimeleri kullanımına hayran kalıyoruz.

Ben balon şişirirken Aaron beni babasının kucağından izliyor ve 3’e kadar saydığımda balona vuruyor. Balon uçuyor hepimiz gülüyoruz ve Aaron “Ayy Balon” diyor. Ardından balonu tekrar havaya atıyorum ve bu sefer Aaron’ın üçe kadar sayıp balonu tekmelemesini istiyorum. Oyunu seviyor ve herhangi bir endişe ya da korku belirtisi göstermiyor. Şimdi Aaron tüm yetişkinlerin oluşturduğu çemberin ortasında olacak şekilde hep birlikte balon oynamaya devam ediyoruz. Biz ona, o bize balonu atıyoruz. Aaron, balonu herkese tek tek attığından emin oluyor. Rahat ve neşeli bir atmosfer hissediliyor. Balonun ardından aileye karşı terapistler olarak bir pamuk topu savaşı başlıyor. Aaron da katılıyor ve yüksek sesle tezahürat yapıp gülüyor.  Sonra şarkı söylerken Aaron’ı battaniyenin içinde sallıyoruz. Son olarak Aaron annesinin kucağında oturuyor ve babası onu cips ile besliyor.

Aaron ve ailesi ile Theraplay çok başarılıydı. Theraplay, Aaron’un güvenli bir ortamda ailesiyle birlikte yeni şeyler deneyimleyebilmesi için bir şanstı. Ebeveynlerin biz terapistlere güveni dokunma, ses ve ani değişiklikler gibi Aaron’ı zorlayan alanlarda onu mücadeleye sokmamıza olanak sağladı. Ayrıca ebeveynlere de endişe ve kaygı hissetmeden bir an bile olsa Aaron’la birlikte keyif alma şansı verdi. Ayrıca, en önemli katkının yoğun bakım ünitesinin bıraktığı görünen ve görünmeyen izlerin psikolojik olarak beslenmesi olduğunu düşünüyorum. 

Aaron’un gelişiminde büyük bir gelişme oldu ve şimdi kreşe başladı ve artık gün boyunca ebeveynlerinden ayrılabiliyor. Seslere karşı hala hassas olsa da bu hassasiyeti ile daha iyi başa çıkabiliyor. Kış döneminde ergoterapi gördü ve şu an üç yıl on aylık olan Aaron çok iyi konuşuyor ve kendi yaşında arkadaşları var.

Aaron’ın annesinin Theraplay hakkındaki görüşleri:

Aaron, aileye katılımı çok istenen ve beklenen bir bebekti. O bizim ilk çocuğumuz ve tek çocuğumuz olarak kalacak. Tüm hamilelik zordu; ilk üç aydaki sabah bulantılarının ardından diğer gebelik zorlukları başladı. Doğumdan önce 4 hafta hastanede yatmak zorunda kaldım ve Aaron gebeliğin 29. haftasında dünyaya geldi. Göbek bağında vasküler kasılma bozukluğu yaşadığından olması gerekenden daha düşük kilolu olarak dünyaya geldi. İlk 8 haftasını yoğun bakım ünitesinde ve sonraki 4 haftasını hastanenin çocuk bölümünde geçirdi. Normalde doğması gereken doğum tarihinde hastaneden taburcu edildi. 

Aaron eve geldiğinde, günlük olarak verilecek çok sayıda özel ilaç ve talimatlar vardı. İlk başta haftalık kontrollerimiz vardı. Enfeksiyona yatkınlığı sebebiyle onu çok fazla dışarı çıkarmamıza izin verilmedi. 

Çok geçmeden yorgunluğumun ve Aaron’un iyiliği için ne kadar çok endişelendiğimin farkına vardım. Kolayca ağlıyordum. Aaron ile hastanede ilgilenen hemşire, bir sosyal hizmet görevlisi ile görüşmemizi önerdi. Inger’le ilk önce hastanede tanıştık ve daha sonra evimizde yapacağımız buluşmayı ayarladık. İlk yıl haftalık olarak bir araya geldik. Aaron’un gelişimi hakkındaki endişelerimi onunla paylaştım. Aaron büyüyüp bir yaşına yaklaştığında, gelişimiyle ilgili endişe uyandıran daha çok durum fark etmeye başladım. Aaron diğer çocuklardan, özellikle onların seslerinden korkuyordu. Ayrıca, evdeki çeşitli başka seslerden de korkuyor ve etrafındaki seslere özel bir dikkat gösteriyordu. Düştüğü ve kendine zarar verdiği anlarda ağlamaz, ellerine dokunulmasını istemezdi. Bütün bunları Inger’le paylaşınca bize Theraplay’i tavsiye etti.

Theraplay’e Aaron 18 aylıkken başladık. Theraplay’i önceden bilmiyor olsam da süreç hakkında açık fikirliydim. Hanna Theraplay için evimize geldiğinde, Aaron başlangıçtan itibaren ona güvendi. Aaron, onun için zorlayıcı olsa da ve bazen bazı aktiviteleri sevmese de Theraplay’den zevk alıyor gibiydi. Birlikte birçok aktivite yaptık. Ebeveynler olarak, Aaron hepsinden zevk almasa bile onunla bir şeyler yapabileceğimizi fark ettik. Birçok aktivite günlük yaşamımıza çok faydalı oldu. Çok kısa zamanda, Aaron daha fazla uyaranı tolere edebilmeye başladı ve onun ilerlediğini görebilmek bizim için çok keyifliydi. Aaron’un hala duyusal entegrasyon sorunları olsa da büyük bir ilerleme kaydetti. Çevresindeki gürültüyü daha iyi tolere edebilir ve diğer çocuklarla etkileşime geçebilir hale geldi. Aaron bu sonbaharda özel bir grupla kreşe başladı ve orada arkadaşlar edindi. Hala kendinden küçük çocuklardan ve beklenmedik seslerden korkuyor. Eğer bu kadar erken bir yaşta Theraplay’e başlamasaydık hayatımız çok daha zor olurdu. Theraplay’de öğrendiğimiz şarkıları hala söylüyor, oyunların bazılarını oynuyoruz ve Aaron da bizimle birlikte bunlardan keyif alıyor.

Prematüre Doğmuş, Hassas Bir Çocuk ile Theraplay 

Hanna Lampi, Ergoterapist, Sertifikalı Theraplay Terapisti/Süpervizörü, Finlandiya

               Aaron, gebeliğin 29. haftasında erken doğumla dünyaya geldi, boyu 35.5 cm ve kilosu 1060 gramdı. Annesi için hamilelik en başından beri zordu ve doğumdan haftalar önce hastaneye yatırıldı. Aaron ilk 9 gününü bir solunum cihazıyla geçirdi ve 2 hafta ile 4 haftalık iken yeniden entübe edildi. 4 haftalıktan itibaren çeşitli ameliyat ve operasyonlar geçirdi. Tüm bunlar hem kendisi hem de ailesi için oldukça travmatikti.

Aaron, başından beri seslere karşı çok hassastı ve bu durum günlük hayatını zorlaştırıyordu. Örneğin, süpürge, ütü gibi araçların veya diğer bebeklerin seslerine dayanamazdı. Büyüdükçe alışveriş merkezlerine gitmek imkansızlaştı çünkü Aaron ebeveynlerine yapışıyor; ağlıyor ya da tamamen donakalıyordu. Aron diğer çocuklarla birlikte olmaktan hoşlanmazdı ve park gibi dışarıda olduğu zamanlarda anne babasının yanından asla uzaklaşmazdı. Ailesi diğer aileleri nadiren ziyaret edebilir ya da eve kimseyi çağıramazlardı çünkü bu gibi durumlar Aaron için çok stresli olurdu. En kötü haliyle onu kaygılandıran bir durum olduğunda Aaron uyuyakalıyordu. Ayrıca Aaron acıya uygun tepki vermediği için de ebeveynleri endişeleniyordu. Canını acıttığında ağlamazdı fakat diğer yandan biri eline dokunduğunda çok hassaslaşır hatta bundan hiç hoşlanmazdı. Aaron normal grip bir hastalığından kaynaklı solunum problemlerinde sıklıkla hastaneye yatırılırdı. Sık sık kontrolleri olurdu ve bazen bu kontroller sırasında nefes alması dururdu. Reflü ve astım tanısı almıştı. 

Aaron’ı Theraplay’e başlatma kararı verildiğinde 18 aylıktı. Aaron ve ailesi ile 3 aylıktan beri iletişimde olan bir sosyal hizmet uzmanı olan Inger ile birlikte çalışmam istendi.

         MEM’lerde her iki ebeveyn de Aaron’a karşı çok hassas ve ilgiliydi. Onu yönlendirmekte ya da istemediği bir şeyi yapmasını istemekte zorlanıyorlardı. Her iki ebeveyn de bunun farkındaydı ve Aaron’ı rahatsız etmekten ve ondan bir şey talep etmekten korktuklarını ifade ediyorlardı; Aaron’un hayatı en başından itibaren çok kırılgan olmuştu.

            Theraplay seanslarına ailenin evinde başlandı, ancak nihai amaçlardan biri oturumların klinik ofis ortamında gerçekleştirilebilmesiydi. Babası tüm seanslara katılamayacaktı fakat katılabileceği kadarında orada olmayı kabul etti. Inger ebeveynlerin terapisti, ben de Aaron’ın terapistiydim. Tedavi hedefleri ise;

  • Aaron’ın ebeveynleri dışındaki insanlarla iletişim kurmasına yardımcı olmak,
  • ebeveynlerin Aaron’ı mücadeleye sokmalarına yardımcı olmak,
  • Aaron’un dokunma ve seslere karşı hassasiyetini kolaylaştırmaktı.

İlkbahar döneminde 15, sonraki sonbahar döneminde ise 4 Theraplay seansı yaptık.

İlk seans: Annesi Inger ile bir kanepede otururken Aaron benimle annesinin kollarına uçuyor. Hafif dokunuşlara karşı aşırı hassas olduğu için ellerine kremi baskıyla sürüyorum. Kaygan eller oyununu oynuyoruz ve Aaron bundan hoşlanıyor; ilk denemede ufacık gülümserken biraz daha oynadıktan sonra rahatlayıp daha fazla gülümsüyor. Bir parmak sayma şarkısı söylerken Aaron aniden elini çekiyor ve “Ayy, kaygan” diyorum ve Aaron gülüyor. Sonra ellerini benim ellerimin arasına sokup ardından geri çekmesini istiyorum. Inger da annenin ellerine krem sürüyor ve Aaron Inger’ın ellerini çekiyor “Ayy, annenin elleri de kaygan!” diyoruz. Ardından Inger annenin ellerini kendi ellerinin arasına alıyor ve Aaron annesine ellerini Inger ellerinden çekmesi için yardım ediyor. 

Aaron biraz huzursuzlaşıp annesinin kucağından uzaklaşmaya çalışıyor. Onu kavrayıp “rahatsızsın, seni daha iyi bir şekilde oturtalım” diyorum ve Aaron rahatlıyor. Ayak parmaklarını sayıp ayak parmaklarının arkasından ce-e oynuyorum. Aaron bundan hoşlanıyor ve ellerime dokunuyor. Önce ikimizin ellerini karşılaştırıp sonra Aaron ile annesinin ellerini karşılaştırıyoruz; “Aaron’un yumruğu annesininkine tam uydu!”

Baloncuklar üfleyip birini çubuğun üzerinde yakalıyorum. Aaron’un elini tutup üçe kadar sayınca baloncuğu patlatıyoruz. Aaron elindeki ıslaklıktan hoşlanmıyor; bunun hakkında yorum yapıp oynamaya devam ediyorum. Aaron’u kucağıma alıp annesine gözlerini kapatmasını söylüyorum. Aaron’ın üzerine bir pamuk topu saklayıp annesinden de bulmasını istiyorum. Annesi topu bulduğunda, Aaron topu alıp fırlatıyor. Aaron’ı annesinin kucağına geri oturtup pamuk topunu ellerime fırlatmalarını istiyorum. Tüm bu süreçte Inger anneyi överek, takdir ederek, birlikte gülerek destekliyor. Seansı Aaron’ı battaniyede sallarken şarkı söyleyerek bitiriyoruz.                 

Theraplay’de Aaron’un duyusal zorlukları başlangıçtan itibaren belirgindi. Aaron özellikle seslere karşı hassastı; bir uçak veya bir motosiklet sesini her zaman başkalarından önce fark ederdi. Theraplay süreci ilerledikçe bunları daha az fark etmeye başladı ve tedavinin sonunda etkileşimlerimize ve aktivitelerimize odaklanarak diğer sesleri göz ardı etti. Aaron’un dokunmaya karşı toleransı da tüm dokunuşların rahatsız edici olmadığını öğrenmeye başlamasıyla hızla gelişti. Dokunulmaya karşı negatif tepkilerinin farkına varılması önemliydi fakat dokunmaktan vazgeçmek yerine tolere edebileceği farklı bir dokunma yolu bulmak için çaba sarf edildi. 

Terapi sırasında, güçlü duyusal tepkileriyle çalıştık. Örneğin bir keresinde büyük bir balon şişirip havaya bıraktım. İlk başta Aaron kendini sıkıca annesinin kucağına bastırdı, ellerini kaldırdı ve dondu. Balona dokunmak istemedi ama biraz yardım ile onu tekmeledi. Balonun uzaklaşmasına izin verdim ve odanın içine tıslayarak uçtu. Balonu yeniden şişirirken Aaron’un hoşnutsuzluğu azalmıştı ve oyuna devam ettikçe balona kendi başına dokunabilir hale geldi. Aaron’la bu kadar aktif, destekleyici ve ona uygun mücadele seviyesinde çalışmak, başlangıçtaki olumsuz tepkileri üzerine çalışmasını ve başarıyı deneyimlemesini sağladı. Ebeveynleri onun çabasını destekleyebiliyor ve onunla başarılı etkileşimler kurabiliyorlardı.

İlkbahar döneminde Aaron’un babası Theraplay seanslarının çoğuna katılabildi. Bu, tüm aile için çok önemliydi ve Aaron aynı annesi gibi babası tarafından da rahatlatılmayı ve desteklenmeyi istemeye başladı. İlk kez babasından ayrılma kaygısı sergiledi; annesi ile parka gittiği sırada babası işe giderken, babasına sarıldı ve onunla arabaya binerek işe gitmek istedi. Aaron’un annesi bunun terapinin önemli bir sonucu olduğunu düşünüyordu. Aaron ve babasının birbirlerine yakınlaşmasını çok uzun zamandır istiyordu. 

Theraplay tedavisinin sonlarına doğru Jorvi Hastanesi’nin Theraplay odasında da birkaç seans yaptık. Orada, bir ev ortamında yapmaya uygun olmayan bazı aktiviteleri de yapabildik. Fakat daha da önemlisi Aaron’ın, Theraplay seanslarını evinin dışında da tolere edebilecek seviyeye gelmiş olmasıydı. Temel hedeflerimizden birini gerçekleştirmiştik ve aileyi her biri için çok olumsuz ve nahoş olan hastane ortamını pozitif bir deneyim ile bıraktık.

Theraplay başladıktan 9 ay sonra Jorvi hastanesinde son seans: Aaron her iki ebeveyni ile birlikte geldi. Annesinin kucağında otururken babası ellerine krem sürüyor ve sonra annesi saçlarını tarıyor. Annesinin parmağındaki kesiğe Inger bir bant yapıştırıyor. Aaron ise dikkatli ve endişeli bir şekilde onları izliyor. Annesi onu iyi olduğuna ikna edince Aaron rahatlıyor. Sonra sepeti gösterip “sepetteki şekerlemeler” deyince hepimiz onun hafızasına ve kelimeleri kullanımına hayran kalıyoruz.

Ben balon şişirirken Aaron beni babasının kucağından izliyor ve 3’e kadar saydığımda balona vuruyor. Balon uçuyor hepimiz gülüyoruz ve Aaron “Ayy Balon” diyor. Ardından balonu tekrar havaya atıyorum ve bu sefer Aaron’ın üçe kadar sayıp balonu tekmelemesini istiyorum. Oyunu seviyor ve herhangi bir endişe ya da korku belirtisi göstermiyor. Şimdi Aaron tüm yetişkinlerin oluşturduğu çemberin ortasında olacak şekilde hep birlikte balon oynamaya devam ediyoruz. Biz ona, o bize balonu atıyoruz. Aaron, balonu herkese tek tek attığından emin oluyor. Rahat ve neşeli bir atmosfer hissediliyor. Balonun ardından aileye karşı terapistler olarak bir pamuk topu savaşı başlıyor. Aaron da katılıyor ve yüksek sesle tezahürat yapıp gülüyor.  Sonra şarkı söylerken Aaron’ı battaniyenin içinde sallıyoruz. Son olarak Aaron annesinin kucağında oturuyor ve babası onu cips ile besliyor.

Aaron ve ailesi ile Theraplay çok başarılıydı. Theraplay, Aaron’un güvenli bir ortamda ailesiyle birlikte yeni şeyler deneyimleyebilmesi için bir şanstı. Ebeveynlerin biz terapistlere güveni dokunma, ses ve ani değişiklikler gibi Aaron’ı zorlayan alanlarda onu mücadeleye sokmamıza olanak sağladı. Ayrıca ebeveynlere de endişe ve kaygı hissetmeden bir an bile olsa Aaron’la birlikte keyif alma şansı verdi. Ayrıca, en önemli katkının yoğun bakım ünitesinin bıraktığı görünen ve görünmeyen izlerin psikolojik olarak beslenmesi olduğunu düşünüyorum. 

Aaron’un gelişiminde büyük bir gelişme oldu ve şimdi kreşe başladı ve artık gün boyunca ebeveynlerinden ayrılabiliyor. Seslere karşı hala hassas olsa da bu hassasiyeti ile daha iyi başa çıkabiliyor. Kış döneminde ergoterapi gördü ve şu an üç yıl on aylık olan Aaron çok iyi konuşuyor ve kendi yaşında arkadaşları var.

Aaron’ın annesinin Theraplay hakkındaki görüşleri:

Aaron, aileye katılımı çok istenen ve beklenen bir bebekti. O bizim ilk çocuğumuz ve tek çocuğumuz olarak kalacak. Tüm hamilelik zordu; ilk üç aydaki sabah bulantılarının ardından diğer gebelik zorlukları başladı. Doğumdan önce 4 hafta hastanede yatmak zorunda kaldım ve Aaron gebeliğin 29. haftasında dünyaya geldi. Göbek bağında vasküler kasılma bozukluğu yaşadığından olması gerekenden daha düşük kilolu olarak dünyaya geldi. İlk 8 haftasını yoğun bakım ünitesinde ve sonraki 4 haftasını hastanenin çocuk bölümünde geçirdi. Normalde doğması gereken doğum tarihinde hastaneden taburcu edildi. 

Aaron eve geldiğinde, günlük olarak verilecek çok sayıda özel ilaç ve talimatlar vardı. İlk başta haftalık kontrollerimiz vardı. Enfeksiyona yatkınlığı sebebiyle onu çok fazla dışarı çıkarmamıza izin verilmedi. 

Çok geçmeden yorgunluğumun ve Aaron’un iyiliği için ne kadar çok endişelendiğimin farkına vardım. Kolayca ağlıyordum. Aaron ile hastanede ilgilenen hemşire, bir sosyal hizmet görevlisi ile görüşmemizi önerdi. Inger’le ilk önce hastanede tanıştık ve daha sonra evimizde yapacağımız buluşmayı ayarladık. İlk yıl haftalık olarak bir araya geldik. Aaron’un gelişimi hakkındaki endişelerimi onunla paylaştım. Aaron büyüyüp bir yaşına yaklaştığında, gelişimiyle ilgili endişe uyandıran daha çok durum fark etmeye başladım. Aaron diğer çocuklardan, özellikle onların seslerinden korkuyordu. Ayrıca, evdeki çeşitli başka seslerden de korkuyor ve etrafındaki seslere özel bir dikkat gösteriyordu. Düştüğü ve kendine zarar verdiği anlarda ağlamaz, ellerine dokunulmasını istemezdi. Bütün bunları Inger’le paylaşınca bize Theraplay’i tavsiye etti.

Theraplay’e Aaron 18 aylıkken başladık. Theraplay’i önceden bilmiyor olsam da süreç hakkında açık fikirliydim. Hanna Theraplay için evimize geldiğinde, Aaron başlangıçtan itibaren ona güvendi. Aaron, onun için zorlayıcı olsa da ve bazen bazı aktiviteleri sevmese de Theraplay’den zevk alıyor gibiydi. Birlikte birçok aktivite yaptık. Ebeveynler olarak, Aaron hepsinden zevk almasa bile onunla bir şeyler yapabileceğimizi fark ettik. Birçok aktivite günlük yaşamımıza çok faydalı oldu. Çok kısa zamanda, Aaron daha fazla uyaranı tolere edebilmeye başladı ve onun ilerlediğini görebilmek bizim için çok keyifliydi. Aaron’un hala duyusal entegrasyon sorunları olsa da büyük bir ilerleme kaydetti. Çevresindeki gürültüyü daha iyi tolere edebilir ve diğer çocuklarla etkileşime geçebilir hale geldi. Aaron bu sonbaharda özel bir grupla kreşe başladı ve orada arkadaşlar edindi. Hala kendinden küçük çocuklardan ve beklenmedik seslerden korkuyor. Eğer bu kadar erken bir yaşta Theraplay’e başlamasaydık hayatımız çok daha zor olurdu. Theraplay’de öğrendiğimiz şarkıları hala söylüyor, oyunların bazılarını oynuyoruz ve Aaron da bizimle birlikte bunlardan keyif alıyor.

On İki Yaşındaki Zor Bir Çocukla Theraplay

Pirjo Tuovila

Gelişim ve Eğitim Psikolojisi Uzmanı, Tampere, Finlandiya

Theraplay Eğitmenliği/Süpervizörlüğü sürecindeki final sınavımın bir parçası olarak, en zor danışanım üzerine düşünmem ve onunla yaptığım çalışmamı açıklamam istendi.

Erik, 18 aydır bir çocuk evinde yaşayan, 12 yaşında Romanyalı bir çocuk ve bugüne kadar çalıştığım en zor danışan.

Annesi, Erik bebekken onunla birlikte İsveç’e göç etmiş. Daha sonra yeniden evlenerek Finlandiya’nın Tampere kentine taşınmış ve şimdi Erik’in üç küçük üvey kardeşi var. Erik, Hiperkinetik Davranış Bozukluğu ve Organik Olmayan Enkoprezi tanısı aldı. Davranışları o kadar öngörülemez ve sorunlu hale gelmiş ki annesi artık onunla başa çıkamayıp çocuk bakım evine alınmasına isteksiz de olsa izin vermiş. Erik, ciddi davranış sorunları, altını kirletme, kendine zarar verme, şiddet ve dürtüsellik nedenleriyle çocuk psikiyatri kliniğinin hem ayakta tedavi bölümünde hem de koğuş bölümünde tedavi görüyor. Erik, çabuk heyecanlanır, saldırganlaşır, kontrolcüdür, kendini koruma ve düzenleme becerilerine sahip değildir. Kıyafetlerini ve insanları kötü şekilde kirletir. Halen özel eğitim görse de geçen yılın neredeyse tamamında okula devam edemedi. Çocuk bakım evinde ona bakım verenler özellikle ilk başlarda onu fiziksel olarak tutmaya ve sınırlamaya başvurmak zorunda kalmışlardı. Şu an bunlar azalmış da olsa, diğer insanlarla ilişki kurma ve etkileşime girme konusunda hala büyük sorunları var ve bu sorunlar günlük hayatta zaman zaman ortaya çıkıyor.

Çocuk bakım evi benden terapiye başlamamı istedi ve ben onların “son umuduydum”. Haftada 1-2 kez olmak üzere, bugüne kadar 11 seans gerçekleştirdik. Erik’in bakım evindeki birincil bakım vereni Sonja, tüm oturumlara katıldı. Bakım evindeki son iki birincil bakım veren kişiyle yapılan MEM’de Erik’in yıkıcılık, disosiyasyon ve yerinde duramama seviyesi açıkça görüldü. Tedavide tüm boyutları çalıştım, ancak ilk hedefim onunla ilişki kurmak-onunla etkileşime geçmekti. Bu çok agresif çocuk, bazı fiziksel zorluklar da gösterdi fakat bu, ilişki kurmak için iyi bir başlangıç noktası oldu. Hastanede kaldığı dönemde Theraplay gruplarına katılmıştı ve pamuk topu üfleme, battaniyeye sarma gibi bazı oyunları hastaneden kopyaladığımı düşündü. Ayrıca hastanede pamuk topunu her zaman uzun mesafeye üflediğini, elden ele üfleme oyununu oynamadığını söyledi. En başından beri, dokunma ve besleme aracılığıyla verilen besleme boyutunun yanında yetişkin liderliğini -birden patlayan saldırganlığından dolayı Erik’in durumunda bu bir ip cambazlığına benzese bile- hedeflemenin önemli olduğunu hissettim.

İlk üç seans oldukça zor geçti. Erik terapiye gelmek istemedi ve ilk oturuma zorla getirilmesi gerekti. Bana bağırdı, saldırdı ve birkaç kez kaçmaya bile çalıştı. Onu benimle birlikte tutabilmek için elimdeki her şeyi kullanmalıydım; yaratıcı olmalı, sesimi ve bedenimi kullanmalı, ona ödüller vermeliydim. Çocuk bakım evi de, her üç terapi seansından sonra Erik için güzel bir şeyler ayarlayarak Erik’e rüşvet vermeye çalıştı. Terapiye sokabilmek için ona rüşvet verme konusunda kendi içimde çatışma yaşadım. Ancak, bazı oyunları oynamayı başardık ve Erik bunlardan zevk alıyor gibiydi. Denemesi için onu ikna etmeyi başarabildiğimizde, sıcak havluların ve ayak masajının onun için iyi besleyici faaliyetler olduğu ortaya çıktı.

Erik’in kontrol sahibi olma konusunda güçlü bir ihtiyacı vardı. Dr. Bruce Perry “Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk” (2006) isimli kitabında, travmatize olmuş bir çocuğun terapide kontrolü elinde tutması için müsaade edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bununla birlikte Erik’in bana güvenmesi için bu konuda zorlanmasının önemli olduğunu hissettim, böylece kontrol her zaman onda olmasa da her şeyin yolunda gidebileceğini öğrenebilirdi. Erik’in kimi zaman bazı konularda söz sahibi olduğunu ve karar verme hakkını hissetmesine izin verecek bir pozisyonda durdum. Bu yüzden bazen ondan oyun önerisi aldım ya da önerisini yeni bir oyun haline getirmek için değiştirdim.

Erik başlangıçta Sonja ve bana hiç güvenmedi. Sadece şekerlemeleri alıp odadan dışarı fırladı ya da kutunun içindekileri inceleyip içinden istediği şeyleri aldı. Sonra ben şekerlemeleri cebime koymaya karar verdim. İyi işleyen oyunlardan biri farklı atıştırmalıkların tatlarını tahmin etme oyunu oldu ve Erik, Sonja’nın onu beslemesini bu oyun ile kabul edebildi. Şimdi alabildiğinde şekerlemeleri izinsiz alsa bile, ikramları soruyordu. Hem çok sayıda şekerleme almak hem de besleme onun üzerinde olağanüstü bir etkiye sahipti. Bu, yetişkinlere/bize yönelik içindeki temel güveni geliştiriyor gibi görünüyordu. Ayrıca ayrılırken ona bir, iki kraker ya da bisküvi gibi  “yiyecekler” veriyorum.

Başlarda ona dokunmama izin vermek de Erik için çok zordu ama şimdi iyi gidiyor ve kendisi bana dokunuyor, ayaklarını kucağıma yaslıyor, ellerime dokunuyor, onu tutmama izin veriyor. Sonja’nın yanına gidip ona sokuluyor ve Sonja’nın ona sarılmasına izin veriyor. Erik’in bu yetenekli bakım vereni ile ilişkisi iyi hale geldi ve hatta Erik, okulda Sonja için bir şapka bile ördü!

Erik, ayakları dışında ona krem ya da losyon sürmemizi istemiyor. Bir keresinde “Hiç şımartılmak istemiyorum, sadece (öz) annemi istiyorum, ben kötüyüm” dedi. Theraplay gibi etkileşimli bir yöntem iyi ve kötü kavramlarına dair anlayışımızı değiştirir ve kötü, iyi bir şey haline getirilebilir.  Altını kirletme alışkanlığı nedeniyle, sıklıkla kötü koktuğu için Erik’i kokulu talk pudrası kullanarak kokladık. Son iki seansta ise hiç pis koku tespit etmedim! Ayrıca her zaman sıcak havlular da kullanıyoruz ve Erik onları nereye yerleştirmemiz gerektiğini söyleyebiliyor. Son iki seansta havluları sırtında istedi. Dokunma miktarını ise çeşitli şekillerde en üst düzeye çıkarmaya çalışıyorum ve birçok güçlü fiziksel oyun kullanıyorum; parmak güreşi, bilek güreşi, denizci güreşi, eskrim, örümcek adam (ben ve Erik arasında yaratılmış bir oyun) ve örtünün altında Erik ile Sonja’nın ayaklarını, dirseklerini veya dizlerini bulmak.

Erik pek çok açıdan oldukça değişken ve gerçekleşmesine tam olarak izin vermese de belirli şeylerden açıkça hoşlanır. Aynı durum terapiye gelişi için de geçerliydi. Altıncı seansta oynamak için ne kadar zamanımız kaldığını sordu ve sonra “Harika, ne kadar çok zaman var!” dedi. Buna rağmen sekizinci seansın başında gelmedi fakat biraz sonra başka bir bakım veren ile birlikte geldi. Erik terapiye gitme zamanında çoğunlukla bir koşul düşünür ve bu koşul karşılanmazsa da başımız belada anlamına gelirdi. Şu anda tüm bu sorunlar ortadan kalkmış gibi görünüyor ve Sonja ile birlikte isteyerek terapiye geliyor.

Dr. Donald Kalsched Travmanın İç Dünyası, Kişisel Ruhun Arketipsel Savunmaları (1996, Routledge) adlı kitabında, travmanın neden olduğu disosiyasyonu ve benliği koruyan öz bakım sisteminin gelişimini anlatır. Erik ilişki içinde olmadığı zamanlarda bazen ataklar geçirir; sürekli hareket eder, ses çıkarır, anlamsız konuşur, yorulmak bilmez veya aniden bir öfke atağı yaşayabilir. Bu ataklar sırasında bana saldırmaya çalışabilir ve/veya odadan çıkıp binadan kaçabilir. Bu atakların aslında disosiyasyon hali olduğunu düşünüyorum. Kendini koruma sistemi Erik’in insanları kendisine yaklaştırmamasında görülebilir. Erik kimseye güvenmiyor ve başına iyi şeyler gelmesine izin vermiyor. Sonuç olarak, yeni ve potansiyel olarak iyi ilişkileri yok ederek kendini baltalıyor. Kendini koruma sistemi, çocuğun bir kez daha başkaları tarafından travmatize edilmesini önler ve çocuk bunu kimsenin yanına yaklaşmasına izin vermeyerek başarır. Başka birinin kendisine yaklaşmasına izin verdiğinde, bir dakika sonra veya bir sonraki seferde yakınlık ve güven onun için yoğun tehdit oluşturduğundan tekrar geri çekilir. Utanç reaksiyonları hızlı ve güçlüdür. Öte yandan, Erik’in espri anlayışı var ve kendine de gülebilir. 

Koruma altındaki çocuk danışanlarda her zaman Theraplay ile Daniel Hughes’un İkili Gelişim Psikoterapisini (DDP) birleştiririm. Erik’le beşinci seansta DDP’yi eklemeye başladım. Hughes, çocuğun seanstaki bir şeyi zor ya da stresli bulduğunda terapiyi durdurmak için duygularını ifade etmesine izin vermekten bahseder. Erik tüm konuları zor buldu ve benimle hiçbir şey hakkında konuşmak istemedi. Mesela ona zor bir yaşam sürdüğünü söyledim ve bana ‘hayır değil’ diye bağırdı! Onuncu oturumda uzun zamandır olmamasına rağmen ciddi şekilde bana saldırdı. O sırada, saldırganlığından ve bazen saldırgan kişilerin kendilerinin çok fazla saldırganlığa maruz kaldıklarından ya da saldırganlığa şahit olduklarından bahsediyorduk. Bana çok kızdı ve saldırırken annesinin ona vurmadığını söyledi.

Diğer yandan, güven ve güvenin nasıl arttığı konusunda oldukça fazla şey konuşabilmiştik. Sonja, bazı iyi güven örneklerinden bahsetti: Bir keresinde Erik, ona “anne” demişti. Bir başka seferinde ise Florbol raketine yaslanmış, “Bak, bu rakete ne kadar güveniyorum,  dokuz yıldır Florbol oynuyorum ve raketime güveniyorum” demişti. Buna karşılık Sonja, Erik’e yetişkinlere güvenip güvenmediğini sormuş. “Seninle dokuz yıl geçirdikten sonra sana güveneceğim” demiş. Şimdi bana sıklıkla benimle konuşmayacağını söylüyor ama yine de konuşmaya devam ediyor. Artık Sonja’ya emir vermiyor ama ne isterse onu söylüyor. Sonja ile birlikte Eden Spa’ya gitti ve onunla birlikte çocuk havuzuna girdi. Terapide de Erik bazen küçük bir bebek gibi davranır, bebekçe konuşur, Sonja’nın kucağında bebekleşir ve “Şimdi bu bebek nasıl içileceğini öğrenecek” der.

Dokuzuncu seansta Erik mutlu bir şekilde bize rüyasını anlattı. Titanik’teydi ve denizde battı. Afrikalı kardeşi onu kurtarmaya geldi ve “Mücadeleye devam et ve zıpla!” dedi ve Erik mücadele etti, zıpladı ve yüzeye çıkmayı başardı. Rüya ve bunun ne anlama geldiği hakkında biraz daha konuştuk. Erik’in kendisi biraz koyu tenli olduğu için koyu tenli insanlara beyaz tenlilerden daha fazla güvenebilir. Rüyadaki Afrikalı kardeşine güldü ve su altında nasıl nefes alabildiğini düşündü. Burada da, Kalsched’in kendine bakım sistemi fikrini ve terapötik ilişki ve güven oluşumunu takip eden anlamlı bir rüyayı görüyoruz. Erik genellikle rüya görmezdi. Terapinin yardımıyla, avlanma görüntüleri koruyucu olanlara dönüşebilir. Erik’in mizah anlayışı, son oturumumuzun sonundaki sözlerinde görülebilir. Giderken, gülümsedi ve “Bir sonraki kurbanın kim olacak, bunu görmek istiyorum” dedi.

Sonuçta, oldukça iyi bir ilerleme kaydettik. Birincil bakım veren Sonja çok yetenekli ve Erik’in onunla olan ilişkisinin daha da güçlendiğini görebildiğini söyledi. Artık Erik’in acele ve anlamsız konuşmaları azaldı ve daha fazla güven duyuyor. Bununla birlikte, annesi için Erik’in olası davranışlarıyla baş etmek hala zor olacağı için Erik, büyük ihtimalle çocuk bakım evine kalıcı olarak yerleştirilecek. Şu anda birincil bakım vereni Sonja olsa da orada kalacağı süre boyunca diğer bakım verenleri deneyimleme olasılığı yüksektir.

 Sonuç olarak ciddi travma geçirmiş, tepkisel çocukları tedavi etmede yararlı bulduğum bazı noktaları listeledim:

  • Her şeye hazırlıklı olun.
  • Hızlı bir şekilde değişiklik olmasını beklemeyin.
  • Gerilemelere hazırlıklı olun.
  • Mümkün olduğunca beslenme kullanın.
  • Dokunmayı en üst düzeye çıkarın.
  • Çok doğaçlama yapın.
  • Kendi kişiliğinizi çok yönlü ve yaratıcı bir şekilde kullan
  • Fiziksel ve güçlü olun; fiziksel zorluklar, ilişki ve etkileşim kurulmasında yardımcı olur.
  • Nazik olun; çocuğu besleyebileceğiniz ve dokunmayı kullanabileceğiniz oyunlar planlayın.
  • Liderlik ederken hayal gücünüzü kullanın.

Seçici Konuşmazlığı Olan İkizler ile Theraplay 

Amy Farmer, LCPC, RPT

Anaokulu müdürleri ve anneleri tarafından oyun terapisi almak için yönlendirilen beş yaşındaki erkek ikizlerin seçici konuşmazlık problemlerini tedavi etmek için Theraplay Oyun ve Aile Terapisi seçildi. Okul öncesi eğitimlerinin ikinci yılının ortalarına doğru, çocuklar okulda hala tek bir kelime konuşmamışlardı. Anneleri ikizlerin evde birbirleriyle, kendisiyle, kardeşleriyle ve diğer iki aile bireyiyle konuştuklarını iletti. İkizler ev dışında aktivitelere katılsalar da ev dışında hiçbir yerde konuşmuyorlardı. Anneleri ikizlerin psikososyal geçmişleri ve şimdiki durumlarıyla ilgili soruları cevapladı ve Çocuk Davranışlarını Değerlendirme Ölçeğini (CBCL) tamamladı. Çocuk Davranışlarını Değerlendirme Ölçeği sonuçlarına göre ikizlerden birinde klinik düzeyde çekingenlik saptanırken diğer çocukta klinik düzeyde herhangi bir bulguya rastlanmadı. Theraplay seanslarına başlamadan önce tedavi planına karar verebilmek için her iki çocuk için de iki bireysel, yönlendirmesiz oyun terapisi seansı uygulandı. Ayrıca çocukların Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı-IV- (DSM-4)’nda yer alan seçici konuşmazlık semptomlarını taşıdıkları saptandı.

Benim teorime göre ikizler birbirlerinin seçici konuşmazlık problemlerini tetikliyorlardı bu yüzden üçüncü görüşmeden itibaren ikizlere bireysel terapi seansları teklif edildi. Anneleriyle sürekli iletişimde olsam da onu tedavi sürecine dahil etmedim çünkü çocuklar onun yanındayken başkalarıyla konuşmuyorlardı. İkizlerin her ikisine de yapı, bağlılık, besleme ve mücadele boyutlarındaki aktiviteleri uyguladım. Tedavi gidişatı genellikle iki çocuk için de aynıydı ve ikisiyle de on birer bireysel Theraplay Oyun ve Aile Terapisi seansı tamamlandı.

Seanslar bağlılık ve besleme boyutlarında şu Theraplay aktivitelerini içeriyordu: El kulesi, yüz ve el üzerinde yapıştırma değişimi, fış fış kayıkçı, yara kontrolü, losyon sürme, besleme, pamuk topu dokunuşu, güç ölçümü. Bu aktiviteler çocukla terapist arasında karşılıklı bir deneyim oluşturdu; çocuğa fark edilme ve beslenme şansını tanıdı ve terapist ile çocuk arasında göz kontağı ve uygun temas fırsatı sağladı. Çocuklar bu deneyimleri stresten uzak bir şekilde aktif konuşma ve uygulama ile yaşadı. Her iki çocuk da bu aktiviteleri pozitif duygularla gerçekleştirdi.

İki çocuk ayrıca mücadele ve yapı boyutuna değinen Theraplay aktivitelerine de katıldılar. Başlangıçtaki aktiviteler pamuk topu hokeyi, baloncuk veya tüy üfleme gibi genellikle üfleme içeriyordu. Oyunlar her iki çocuk için de o kadar ilgi çekiciydi ki nefesleriyle ses çıkardıklarını fark etmediler ya da bunun için endişelenmediler. Nefes alma çocuk için daha ritmik, rahatlatıcı ve düzenleyici olsun diye bazı aktiviteleri ben yönlendirdim. Diğer oyunlar, balonu serbest bırakma gibi (bir balonu şişirdikten sonra ağzını bağlamadan serbest bırakmak ki böylece balon ses çıkararak oradan oraya savrulur), çocukları sesli bir şekilde güldürecek kadar saçmaydı ve onlar yine ses çıkardıklarının farkında değillerdi. Başka oyun terapisi yöntemlerinde çocuğun çıkardığı seslere cevap olarak yansıtma ya da ödüller uygulanırken bunların hiçbiri Theraplay seanslarında uygulanmadı. Çocukların ses çıkardıklarına dikkat çekmenin bu eğlenceli deneyimin etkisini ve bağlılığı azaltacağını düşündüm. Bu ayrıca performans kaygısına neden olabilir ve sessizliğin bir problem olduğunu düşünmesine yol açıp beklediğimiz gidişatın tersine dönmesine yol açabilirdi.

Her iki çocuğun seanslarında ortak olan bir başka yapı aktivitesi ise hayvan hareketlerini taklit etmeyi içeriyordu. Çocuk ve ben sırayla farklı hayvan hareketlerini taklit ettik ve sonra hareketlere hayvan seslerini de ekledik. Diğer mücadele aktivitelerinin bazıları şunlardı: Saklambaç, lideri takip et, şarkı hareketleri, basketbol oyunları, git-dur oyunları, şekerleme atma ve denge oyunları. Fiziksel hareketler her iki çocuğun da ruh halini ve coşkusunu arttırdı.

Çocuk Davranışlarını Değerlendirme Ölçeğinde “çekingen” olarak sınıflandırılan çocuk, “ben bir yarış arabası olmak istiyorum” diye bağırdı. Ve oyuna uygun sesler çıkarıp  sonraki oyunlarda da kelimeler kullanıp sorular sordu. Yaklaşık dört seans boyunca bu çocuk oyun terapisi sırasında yaşına uygun cümleler kurdu. Başka durumlarda  hala konuşmuyordu. Zaman içinde geniş aile üyeleri ile de sohbet etmeye başladı. Ardından başkaları varken annesiyle konuşmaya başlasa da hala başkaları ile konuşmuyordu. Daha sonra okuldaki öğretmenleriyle konuşmaya başladı. Terapist çocuğun okul öncesi sınıfındaki kaba motor beceri geliştirme aktivitelerine katıldı ve bu aktiviteler sırasında çocuk akranlarının yanındayken terapistle konuştu. Yaklaşık bir ay sonra oyun esnasında akranlarına fısıldadı. O okul öncesi yılının sonunda yaşından beklenen şekilde arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşabiliyordu. Öğretmenleri ve terapist “konuşmak”tan hiçbir zaman direkt olarak bahsetmese ve ödüllendirme olmasa da  çocuk bu davranışı genelleme süreci boyunca Theraplay seanslarına aktif bir şekilde katılmıştı. Benim görüşüm bu çocuğun seçici konuşmazlığa daha az bağlı olduğu ve ikizini takip ettiği yönündeydi. Theraplay seansları ona insanlarla etkileşime geçmek için başka bir opsiyon sağladı.

Diğer çocuk da benzer şekilde fakat daha yavaş gelişme gösterdi. Aslında bu çocuğun gelişimi ikizinin başkalarıyla iletişim kurmaya başladığını fark ettiğinde zorlandı. Kızgın bir duygulanım ve karşı koyan tavırlar gösterdi. Benim teorime göre aralarındaki “konuşmama anlaşmasını” bozduğu için ikizine tepki gösteriyor ve ego güçlendirici deneyimlere ihtiyacı vardı. Bu ihtiyaç terapide “duygu kontrolü” aktivitesi ve çocuğun kazanıp öz güvenini yeniden sağlayabileceği mücadele oyunları ile sağlandı. Okul öncesi dönemin sonunda, terapide ve sınıfta fısıltı şeklinde konuştu. Başkalarının yanındayken annesi ile konuşsa da başkalarıyla konuşmadı. Bir sonraki sene her iki çocuk da anaokuluna geçti.

Özetle on bir Theraplay seansı seçici konuşmazlık tedavisinde önemli bir rol oynadı. Terapi karşılıklı, olumlu, sözsüz ve şaşırtıcı deneyimler yaşatarak ilişkiler kurma odaklıydı. Seanslardaki aktiviteler güldürücü ve fiziki hareketler aracılığıyla duygusal boşalma; aktiviteleri tamamlayıp kazanarak başarma; gevşeme ve kendini kontrol etmeyi öğrenme imkanı sağladı. Terapi eğlenebilmek ve iletişim kurabilmek için sessizliği bozmayı gerektiren hiçbir öğe içermediği için tedavi seçici konuşmazlığın parçaları olan karşı gelme davranışlarına ve endişeye yol açmadı. Çocuk ilişki kurabilme konusunda kendine güvenmeye ve keyif almaya başladıktan sonra konuşma da başkalarıyla iletişim kurabilmenin bir yolu olarak kendiliğinden ortaya çıktı. Theraplay aktiviteleri ikizlerin seçici konuşmazlık problemlerinin çözümündeki tedavi edici faktörler oldu.

Amy’ye kids.cope.inc@comcast.net adresinden ulaşabilirsiniz.